Toplumsal- siyasal gelişmeleri irdelerken muhataba onu yormadan, fazla vaktini almadan yardımcı olmayı kendime ilke edindiğim için bazen güncel konular üzerinde sık sık yazı yazmak yerine güncel konuları kolay yorumlaması için muhataba nasıl bir anahtar sunabilirim diye düşünüp dururum. Benim anahtar dediğime siz kriter, temel ölçü, kılavuz vs. de diyebilirsiniz. Sebebine gelince bizim her hangi bir konuda yapacağımız tahlil karşısında yüzlerce farklı başka yorumlar da yapılmakta, bizden binlerce kat daha güçlü imkanlarla oluşturulan dezenformasyon veya bilgi kirliliği ile kafalar allak bullak hale getirilmektedir. Bu durumda yapılacak en iyi şey yazılarımızda dostlarımıza "balık sunmak yerine balığı nasıl yakalamayı öğretmek" misali yardımcı olmaya çalışmalıyız diye düşünüyorum.
Misal olarak Batılı müstekbir, üstünlük taslayan güçlerin siyasal çizgilerini, güncel değişken tavırlarıyla tespit etmek oldukça zordur. Çünkü müstekbirler, ellerinde bulundurdukları kitle iletişim araçları veya medya gücü sayesinde en vahşi ve zalimce tavırlarını bile sözde barış, insan hakları, uluslararası toplumun kararı gibi şatafatlı kelimelerle süslemekte rakiplerini ise bu değerlere karşıymış gibi göstermektedirler. Bu durumda dezenformasyon bombardımanı altındaki muhatabın etrafındaki gelişmeler konusunda kafası karışmakta ve bu propagandalara inanmasa bile en azından gerçekleri görebilme imkanı kısıtlanmaktadır.
Bu acı gerçek karşısında bu insanlık düşmanlarını çeşitli açılardan tanımak, bunlar hakkında temel kriterler edinmekten başka çaremiz yoktur. Kuranı Kerim ve hadislerde müstekbirlerin genel hususiyetleri hakkında yeterli bilgiler mevcuttur. Bu gibi konularda yorum yapmayı işin ehline bırakarak şimdilik bu kriterleri güncel siyasal gelişmelere nasıl uyarlayabiliriz çabası içerisinde olmalıyız diye düşünüyorum.
Başını ABDnin çektiği Batılı müstekbir güçlerin başta Ortadoğu bölgesi olmak üzere bütün bir İslam dünyası ve geri bırakılmış mustazaf ülkeler üzerinde kurdukları sultalarını sürdürmek için başvurdukları yukarıda zikrettiğimiz yanıltıcı terimlere ilaveten bazı kırmızı çizgileri de vardır. Yani mevcut sultalarını korumak ve genişletmek isterken vazgeçemiyecekleri, toz kondurmadıkları bazı değerleri vardır. Bu kırmızı çizgilerden biri siyonist İsrail rejimdir. Siyonist rejimin Batı müstekbirleri için önemini, uluslararası arenada ve kendi ülkelerinde izledikleri siyasetteki belirleyici rolünü idrak etmeden bölgesel ve uluslararası gelişmeleri yorumlamak zorlaşabilir. Bu durum yeni olmamakla birlikte son zamanlarda ülkemizi yakından ilgilendiren konularda bunu açık seçik bir şekilde görmekteyiz.
1915 yılında vuku bulan mukatele(karşılıklı katliam) olayını uzun yıllardır Türkiyenin üzerinde demoklesin kılıcı gibi kullana gelen Batılı müstekbirlerin son günlerde "Ermeni Tasarısı" adı altında yeniden gündeme getirmeleri, aslında İsrailin zulüm ve cinayetlerine karşı istenilen düzeyde olmamasına rağmen tavır alan hükümeti baskı altına almaya, göz dağı vermeye yöneliktir. Türkiye-Batı ilişkilerinde kurulduğu günden beri kendine belirleyici bir rol yüklenen siyonist rejim, Başbakan Erdoğanın bir süreden beri takındığı tavırlar karşısında beklemediği bir durumla karşılaşmış olarak ABD ve AB ülkelerini siyonist lobiler aracılığıyla Türkiyeye karşı durmadan tahrik etmektedir. Ermeni tasarıları komedisi de aslında siyonist lobiler oyunu olarak tanımlansa daha doğru olur.
Batı her ne kadar İsraili bütün zulüm, işgal ve cinayetleriyle birlikte destekleyp korumayı kendi uğursuz çıkarları doğrultusunda görse de bu durum bazen müstekbir güçlerin çıkarlarını da aşmaktadır. Ayrı bir ifadeyle ABD ve AB ülkeleri halklarının açıkça karşı çıkmalarına rağmen çoğu defa İsrail ve siyonizmin çıkarları Batı ülkelerinin çıkarları üzerinde tutulmaktadır. Sebebini ise uluslararası siyonizmin bu ülkelerdeki ekonomik, siyasal ve medya hegemonyasında aramak gerekir.
Herkesçe bilindiği üzere ABD, Sovyetlerin dağılmasından sonra bağımsızlığını ilan eden ülkeleri resmen tanımayı İsrail ile ilişki kurmaları şartına bağlamıştır. Azerbaycan-İsrail ilişkileri bunun en açık örneğidir. Bizi yakından ilgilendirdiği için bu konuyu biraz açmak gerekir: Bağımsızlığına kavuştuğu yıldan itibaren Ermenistanın askeri saldırılarına maruz kalan ve topraklarının önemli bir bölümü işgal edilen Azerbaycan Cumhuriyeti, kendi halkı ve imkanlarına yaslanarak mücadele etmek yerine çözümü müstekbir güçlerin kontrolündeki sözde uluslararası kuruluşlara taşımakta gördü. Açıkça müşahade edildiği üzere Azerbaycan Cumhuriyeti geçen bu süre zarfında yapılan görüşmelerde herhangi bir kazanç elde edemediği gibi her geçen gün biraz daha siyonizmin sultası altına girmektedir. Kardeş ve soydaş diye nitelediği Türkiye hükümetinin İsrail ile ilişkilerinin soğumaya yüz tuttuğu bir dönemde siyonist rejimin elebaşlarını bir biri ardından ağırlayan Azerbaycan hükümeti ya nasıl bir bataklığa sürüklendiğinin farkında değildir ya da Bakudeki şeflerin cani siyonistlerle bilinmeyen gizli ilişkileri vardır.
Bölgedeki bazı Arap ülkelerinin İsrail ile gizli ve açık ilişkilerinin ardında da Batılı müstekbirlerin baskıları yatmaktadır. Çünkü halklarının karşı iradesine rağmen bu ülkelere yerleştirilen bölgenin mürteci-çağdışı rejimleri, tahakkümlerini sürdürebilmek için ABD ve müttefiklerinin desteğine muhtaçtırlar. Bu desteği kendi ülkelerinin zenginliklerini sunmakla ödemelerine rağmen siyonist rejimle ilişki ve işbirliği geliştirme şartını da kabul etmek zorunda kalmaktadırlar.
İran- Batı ilişkilerinde de batılı ülkelerin kırmızı çizgisi İsrail faktörü ağırlığını hissettirmektedir. ABD ile İran arasındaki ilişkilerin İsrail faktörü görmezlikten gelinerek çözüme kavuşturulması mümkün değildir. Her iki taraf da bunun farkındadır ve sadece rakibi dünya kamuoyu nezdinde zayıf bir konuma düşürmek için diplomatik manevralar yapıp durmaktalar. İsrailin varlığını tanımadan ABD ile gerçek ve sağlıklı bir ilişki kuramayacağının farkında olan İran, daha ABD böyle bir şartı ileri sürmeden ABD-ye karşı İsrailden desteğini çekme ve Filistin halkının haklarını tanıma şartını ileri sürmektedir. İranın sivil nükleer teknolojisine uluslararası konvansiyon ve kurallara rağmen Batılı müstekbir güçlerin karşı çıkmalarının arkasında da yine İsrailin bölgesel tekonolojik ve askeri üstünlüğünü korumaya dair siyasal karar yatmaktadır.
Yukarıda anlatılanlar ışığında Batılı müstekbirler, İsrail kırmızı çizgisini terketmediği sürece başta Filistin olmak üzere bölgede barışın gelmesini beklemek hayaldir. İsrailin üstünlüğünü koruma kararlığı var oldukça yapılacak görüşmelerin hiç bir faydası olmayacağı bir yana sadece direniş ruhu zayıflatılarak sultacılar lehine zaman kazanılacaktır. Uluslararası siyonizmin kontrolündeki Batı hegemonyasına ve siyonist çeteler topluluğu İsrailin uğursuz varlığına son verilmediği sürece başta Ortadoğu ve Kafkaslar olmak üzere İslam ülkeleri ve dünya sathında barıştan, huzurdan bahsetmek safdillik olur kanaatindeyiz.
Dizayn :Networkbil.net . 2009 FAKTXƏBƏR . Dərc olunan materilların mətninə görə, redaksiya heç bir məsuliyyət daşımır. Saytdakı materiallardan istifadə edərkən istinad zəruridir.